Son yirmi yılda yaşantımıza girdikleri halde, doğduğumuz günden beri hep varmış gibi hissettiğimiz birçok eşya, gıda, ürün ve teknolojik alet var artık hayatlarımızda.

Benim gibi kırklı yaşlarının sonu veya ellilerinde olan kuşak için bilgisayar, üniversitede seçmeli ders olarak gördüğü, seksenlerin sonunda iş hayatı ile hayatına yavaş yavaş katılıp, doksanların sonunda, internetin bireysel kullanıma geçişiyle de hayatına tümden yerleşen bir şey oldu.

Evimize telefon bağlatabilmek için senelerce beklemeye alışık olan bizler, internet olmayan veya telefonunun çekmeme olasılığı olan ortamlarda nefes alamaz olduk. Ulaşılamamak ve ulaşamamak belki, ama esas olarak oyuncağımız elimizden gidince kendimizi nasıl oyalayabileceğimizi unuttuk; onlar olmadan ne yapacağımızı bilememekten korkuyoruz galiba…

İşin iyi yanından bakarsak, her ne kadar eskiyi özler görünüp ona övgü düzsek de, teknolojinin bilgiye ulaşmak için verdiği imkânın paha biçilemez olduğunu düşünüyorum. Evet, ansiklopedilerden bilgi aramak bulmak güzeldi ama artık bilgi her gün yenileniyor ve buna anında ulaşabilmek çok ama çok değerli.

Kötü yanı ise, gerçekten de kötü… Tüm bunlar olurken zehirleniyor, hücrelerimiz ölüyor, DNA’mız değişiyor, hem ruhsal hem de fiziksel olarak yavaş yavaş hasta oluyoruz aslında.

Vaktimizin çoğunu geçirdiğimiz iş yerlerimizde, özellikle de akıllı binalarda, her adımımızda üzerine bastığımız elektrik kablolarından, data hatlarına, çevremizi saran 3G ve telsiz telefonlardan aldığımız radyasyona öyle öyle şeylere maruz kalıyoruz ki; evimizde sabah uyandığımızda yüzümüzü yıkadığımız ağır metal içeren musluk suyundan, dişimizi fırçaladığımız, bulaşık deterjanı ile aynı içerikle üretilmiş diş macunlarına, pet şişelerden içtiğimiz molekül yapısı bozulmuş sulara kadar… Daha temiz bir ortamda nefes almak için kullanılan ama her nefesimizde bizi zehirleyen temizlik ürünlerine, genetiği değiştirilmiş, antibiyotikli, hormonlu, tek tek zararsız olduğu iddia edilen ama hem tek başına hem de yarattığı kokteyl etkisi ile tümden zararlı olan katkı maddeli gıdalara ve hatta tüm bunları biraz olsun dengelemek için, bari vücudumuzu alkali hale getirelim diye sabahları içilmeye çalışılan ve aslında asetik asitle geceden sabaha 24 saatte üretilmiş ve iyice asidik hale gelmemize neden olan marketlerde satılan elma sirkelerine kadar…

Çok radikal bir şeyler olmadıkça, istese ve dilese bile, hiç kimse için işini, evini ve hayatını tümden değiştirmek kolay ve olası değil… O yüzden de yapmamız gereken var olan şartlar içerisinde neler yapabiliriz diye bakmak sanırım.

Ofis hayatının içinde neler yapabiliriz deseniz, en ama en önemlisi, cep telefonu, laptop, elektrik kabloları vb maruz kaldığımız zararlı elektromanyetik enerjiyi temizlemek yani topraklanmak, bunun en doğal yolu tabii ki ayağımızı çıplak ayak toprağa, çimene basmak veya temiz bir denize girmek. Peki bizler büyük şehirlerde neler yapabiliriz? Rafine olmamış kaya tuzu, soğuk sıkım tohum yağları ve uçucu yağlar ile hazırladığımız Arındırıcı El Ovmasını, gün içerisinde kuru olarak avuç içi, akşamları ise yatmadan önce hem avuç içi hem de ayak tabanlarımızı ovarak uygulayabiliriz.

Kalabalıklar içerisinde olduğumuzdan, virüs ve bakterilerin vücudunuzda yer etmesine engel olmak için nane ve okaliptüs uçucu yağlarının antivirus ve antibakteriyel etkisinden yararlanmak için bu yağları koklama kutularına damlatarak gün içerisinde koklayabilir veya greyfurt uçucu yağını içimize çekerek düşen enerjimizi kuvvetlendirebilir, canlanıp, enerji kazanabiliriz ya da konsantrasyon, odaklanma ve yine canlanma için kahve yerine biberiye yağı koklayabiliriz. Kalbimizi kuvvetlendirmek, içimizi ferah tutmak için kalbin yağı olan gül yağını koklayabilir veya gül uçucu yağı içeren 4.çakra yağı karışımından sürebiliriz. Daha daha, % 100 doğal fermantasyon sirkelerden tüketebilir, bulaşığımızı kastil sabunlarla yıkayıp, çamaşır ve bulaşık makinalarımızın parlatıcı ve yumuşatıcı gözlerine sirke koyabilir, tüm kimyasal temizlik malzemelerini hayatımızdan çıkarıp, arap sabunu, sirke, karbonat ve borakla evimizi ve iş yerimizi temizleyebileceğimizi, böyle de temiz olabileceğini içimize sindirip, diş macunları yerine karbonat, kaya tuzu ve yine doğal fermantasyon sirkeler ile hazırlanan diş temizleyiciler kullanabiliriz.

İstedikten ve ilk adımı attıktan sonra bunlar gibi küçük, basit, kolay ama etkili onlarca şey daha yapabiliriz. Maruz kaldıklarımızı değiştiremiyorsak en azında beraberce etkisini azaltalım.

Aslı San Bilgin
Ocak 2016